Ölüm...
Kaçınılmaz
son.Aslında Mevlana "o gün benim düğün günümdür" demiş,Rabb'e kavuşma
arzusuyla.Ancak şimdi sokağı çıkın kimse ölmeyi istemez,kimse kendini hazır
hissetmez.Bir saniye sonramızın ne olacağını kimse bilemiyor.Hayatı plansız
yaşıyorlar,her sabah bir güneş doğucağını bekliyor insanlar,hatta eminler
buna.Yarın yaparımlarla dolu yarını belli olmayan bugünlerde...
Ölüme
alışılmaz..Belkide...
Bu
konuda cümlelerim hep eksiltili fark ettiyseniz.Söylecek çokta birşey yok aslında.İnsanın
teki(insanlardan özür dileyerek söylüyorum bu "insan" kelimesini)
gelir,bir saat önce sapa sağlam gördüğün hayatında çok önemli bir yere sahip
olan birine çarpar...Öte yandan birinin babası kalp krizi geçirir,diğeri trafik
kazası,diğerinin eceli gelir.Dudaklarda hep aynı söz kader...
Ama
5 m uzakta belki de yeni bir bebek dünyaya gelir.Her şeyden habersiz.Dünya
telaşlarından,kıyaslamalardan,yalanlardan...
Hayat
çok garip...
Öğle
saatlerinde bir cadde düşünün karşılıklı iki şerit...
Geliş
tarafında düğün konvoyu ne kadar mutlular,huzurlular geleceğe bir adım
atmışlar...Gidiş tarafında bir cenaze konvoyu ne kadar üzgün,yaslı,hayattan
çoktan vazgeçmiş...
Yine
sabah saatlerinde bir hastanede iki sedye...
Birisi
"yeni doğan ünitesine" gidiyor ailesi mutlu gülüyorlar..
Hemen
yanlarından üzeri beyaz çarşafla örtülmüş başka bir sedye geçiyor oda "MORGA"
gidiyor...Ailesi perişan..
Hayatı
bu iki gerçekten geçiren çok ince bir çizgi var fark edebilenler şanslı,ona
göre yaşayanlar şanslı...Sakın yanlış anlamayın ne demişler "Yarın
ölecekmiş gibi ahirete,hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyaya hazırlanın"
dengeyi yine siz kendiniz sağlıyacaksınız.Sebep yok sonuç orta da.Bir yerden
başlamalı bu hayatın tadını almaya,layıkiyle yaşamaya.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder