24 Ocak 2013 Perşembe

Asimetrik duygular

Asimetrik duygular
Sinerji enerji bir ton zırvalar
Neydi o kızın derdi
Belki de küçük bir oğlanı sevdi
Sen onu,o bunu,bu şunu
Derken
Döndü garibe bürd-i mesel
Efgan oldu sustu
Nihan eyledi küstü
Değer miydi ?
... Nazım demiş ya 21.yy da ölüm acısı kısa olur
Ben diyorum bunu da
21. yy aşk acısı unutulur
1 hafta sürer en fazla
Gönlümün bilinmeyen asimetrik prensi
Sürrealist olur masallar
Bir yokmuşla biter
Üç elmayla başlar
Hayat gibi
Her son bir başlangıç olur
Öyle ya
Asimetrik bir riyal bu
Sürrealist bir real bu
Metafizik içeren bir fizik kuralı
Kütle yer çekimi daha nice saçmalama bu
Geçmişe uzanan köprü gelecekle
Gelecek hiç gelmeyecek gibi bekleyiş
Aldanış yanılış
ve sonunda
Kara kaplı bir caydırış
yalpalayış
Vazgeçiş ...
İşte sana gerçekleşmesini istediğin dünya
Bozdur bozdur harca

18 Ocak 2013 Cuma

Hayat(2009)

Hayat kendi ekseni etrafında dönüyor durmadan.Bir gün daha batıyor güneş ufuklardan kaybolurken.Bir kez daha akşam oluyor bu koca şehirde.İnsanlar yanlarından geçerken birbirlerinin dönüp bakmıyorlar bile.Saat 9 pek geç bir saat sayılmaz.İstanbul için gece daha yeni başlıyor.Ağırda olmamakla birlikte sık sık adımlar atıyorum kahkaha atanlar,tezgahlarında balık satanlar,şakalaşan,konuşan insanlarla dolu kaldırımlar.Ben mi bencilim yoksa hayat mı acımasız herkes kendi derdinde herkesin ayrı bir dünyası var ve herkes eksenine doğru yerleşmenin peşinde.Farklı paralellerde ki ülkeler gibi birbirinden kopuk ama tek bir dünya içinde bir çok dünya...
Sokaklarda adım adım farklı insan hikayeleri.Galiba en iyisi çocuk kalmakmış.Misketlerle misket vurma,sek sek çizip ip atlamaymış.Tek kavgamızın mızıkçılık yüzünden olmasıymış.Masallarımızı özlüyorum her yerin harikalar diyarındaki gibi olduğu hayal dünyamı.Kurşun askerleri bez bebekleri tahta beşikleri ve bir çok şeyi...
Şimdilerde ise hayat farklı.Çocuk desen çocuk değil büyük desen büyük değil bir karakter.Hep söylerim yaa hayat o kadar farklı ki diye.İşte bu fark şuradan gelme;bir sokak düşünün ki sabahın Sekizinde bir caddede karşılıklı iki taraftan trafik akşının sağlandığı bir yolda iki tane konvoy...Birisi cenaze aracı karşı taraftan gelen de düğün alayı.Birisi acılı anne baba eş dost çocuk kardeş, öteki neşeli anne baba.İşte hayat işte Dünya başlangıç ve bitiş siyah ve beyaz kadar net...
Bugünlerde hocamdan duyduğum bir sözle bitiriyim yaşadığımız yer bir sahne ve ışıklar söndüğünde arkamızda bizi hep alkışlayanların olması dileğiyle ....

Cesaret Aşkın neresinde ?

Dağlar aştım,
Git gide imkansıza ulaşan.
Cesur
Nehirlerin çığlık çığlığa sukutunu duydum sözlerde.

Özünde iyi ,
Zehri sözunde olanlar gibi ,
Allayıp pullayıp,
Diyar diyar dolaşan,
Liman liman gezen,
İçten içe,yananlar gördüm.

...

Çaresi derinde,
Yüreği elinde,
Umudu bitişte,
Gözler gördüm.
Masallar duydum dillerde,
Efsaneler duydum sözlerde,
Hani o kahraman aşık nerelerde ?
Hayat bu gerçek bunun neresinde ?
Herkesin kendi doğrusunu kurduğu,
Küçücük mutlulukları nerede ?
Suç kimde ?
Mutluluk ceptede,
Ben nerdeyim?
Ben kimdeyim?
HADİ SÖYLE CESARET AŞKIN NERESİNDE ???

Aşkın anatomisi


Senin gözlerinden görmek aşkı mükemmelin resmi

Sıtma tutmuş  gecenin soğuğunda it gibi titremek aşk

Aşk

Üç ses

Tek kalp

Sadece kazanan ve kaybedenin olduğu sürrealist bir masal

Hatta belki metafizik unsurlar içeren bir aptal

Ne o endorfin mi mutluluğumuzu sağlayan

Aşkın anatomisi ne

Serebral kortexsin frontol lobundaki miyelin kaplı aksanların kalbe ulaşması mı

Ne saçma ne budalaca

Hem varlığınla ısıtıyorsun içimi hem sonra birden

Balkonun soğuk demirlerinde buluyorum kendimi

Sebebi belli değil

Boşvermişlik değil

Aşk yalan hiç değil

Kafka’nın Milenası tadında aşk

Romanın Aşk Çeşmesi gibi aşk

Uzaktan sana göz kırpan bir yıldız gibi,

Kışın karanlık gecende hep seninle ve uzak olsa da

Ulaşamadığın elma şekeri aşk

Balonunu elinde dolaştıran

Veya;

Kırmızı rugan papuçlarıyla bir bayram sabahına uyanan

Küçük bir kız çocuğu aşk

Tüm söylediklerime rağmen belki de koca bir yalan

Aşk;

 Yaşanması güzel olan ..

Bugün yağmur var İstanbul'da


Bugün yağmur var İstanbul'da,

Gözyaşlarımla aynı tonda.

Sessizliğin içinde bir çığlık gibi çakıyor şimşekler

Hayatın yaşamaya değer olduğunu söyleyen sözler

Hep bir ağızdan tekrarlanan heceler

Küçükken sevdiğim karakterler,

Büyüdüğümde beni neden terkettiler?

Neden artık yağmurlarda ki düşlerime ulaşamıyorum?

Şimdi hayatım;

Tualde ki beyaz çizgiler gibi boş ve anlamsız.

Gece yağan yağmur gibi sessiz ama güzel,

Toprak kadar dinledirici ama yorgun,

Semaver çayı gibi acı ama zevkli.

Neden hayat bu kadar kötü?

Neden hiç bizim tarafımızı tutmuyor?

Neden mutluluk oyunları işe yaramıyor?

Neden "neden" dediğim soruların cevapları yok?

Neden gözlerde hep bir soru işareti var?

Acaba hayatın pembe gözlüklerini mi çıkartıyoruz?

Yoksa içimizde büyüyor mu o küçük çocuk?

Dış dünyanın yalancı seslerinde boğulup,

İçinde olan çocuk ruhunu mu kaybediyor?

Aslında kaybetmiyor,

Sadece yenilgilerden yılmış kendini kuytu bir köşeye çekmiş,

Kalbinin bir daha kırılmasından korkuyor.

Yağmur artık ona düşman,

Toprak artık onu yoruyor,

Semaver çayı artık onu zehirliyor.

Bir limanda artık o yürek,

Sessiz huzur dolu bir limanda.

BUGÜN YAĞMUR VAR İSTANBUL'DA.

Hayatın ince çizgisi


Ölüm...

Kaçınılmaz son.Aslında Mevlana "o gün benim düğün günümdür" demiş,Rabb'e kavuşma arzusuyla.Ancak şimdi sokağı çıkın kimse ölmeyi istemez,kimse kendini hazır hissetmez.Bir saniye sonramızın ne olacağını kimse bilemiyor.Hayatı plansız yaşıyorlar,her sabah bir güneş doğucağını bekliyor insanlar,hatta eminler buna.Yarın yaparımlarla dolu yarını belli olmayan bugünlerde...

Ölüme alışılmaz..Belkide...

Bu konuda cümlelerim hep eksiltili fark ettiyseniz.Söylecek çokta birşey yok aslında.İnsanın teki(insanlardan özür dileyerek söylüyorum bu "insan" kelimesini) gelir,bir saat önce sapa sağlam gördüğün hayatında çok önemli bir yere sahip olan birine çarpar...Öte yandan birinin babası kalp krizi geçirir,diğeri trafik kazası,diğerinin eceli gelir.Dudaklarda hep aynı söz kader...

Ama 5 m uzakta belki de yeni bir bebek dünyaya gelir.Her şeyden habersiz.Dünya telaşlarından,kıyaslamalardan,yalanlardan...

Hayat çok garip...

Öğle saatlerinde bir cadde düşünün karşılıklı iki şerit...

Geliş tarafında düğün konvoyu ne kadar mutlular,huzurlular geleceğe bir adım atmışlar...Gidiş tarafında bir cenaze konvoyu ne kadar üzgün,yaslı,hayattan çoktan vazgeçmiş...

Yine sabah saatlerinde bir hastanede iki sedye...

Birisi "yeni doğan ünitesine" gidiyor ailesi mutlu gülüyorlar..

Hemen yanlarından üzeri beyaz çarşafla örtülmüş başka bir sedye  geçiyor oda "MORGA" gidiyor...Ailesi perişan..

Hayatı bu iki gerçekten geçiren çok ince bir çizgi var fark edebilenler şanslı,ona göre yaşayanlar şanslı...Sakın yanlış anlamayın ne demişler "Yarın ölecekmiş gibi ahirete,hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyaya hazırlanın" dengeyi yine siz kendiniz sağlıyacaksınız.Sebep yok sonuç orta da.Bir yerden başlamalı bu hayatın tadını almaya,layıkiyle yaşamaya.

 

Fikirler


İnsanların fikirleri hayatımız da çok önem taşıyor hepimiz "desinlere oynuyoruz".Desinlere oynamak ne demek ?Acaba komşular ne der,bunu giysem akrabalar ne der,şunu söylesem kırılırlar mı ??Hepimiz hayatımızın merkezine başkalarını oturtmuşuz.Kimimiz eşiyle annesi arasında köprü oluyor."Aman kaşı kırışmasın,aman yüzün ekşimesin,aman iki tarafta mutlu olsun".Ancak biz bunları yaparken karşımız da ki mutlu olmuyor.Zaten insanları mutlu etmenin yolu da daha bulunmuş değil.Çay getirisin..."E bu çay demli" açıp getirisin... "E bu çay açık" tam kararın da getirisin... "Oh be sonun da mutlu oldu " derken...ordan bir ses "E bu çay şekersiz". İnsanları mutlu edemezsiniz.Konu nereden nereye geldi...

Fikirler diyorduk,desinlere oynamak...

Bizler neden başkalarının fikirlerini bu kadar önemseriz ki.Eline bir kitap aldığında yanda ki birisi "Ben o kitabı okudum güzel değil,bence boşa zaman harcama" dese kaç kişi inatla o kitabı "yok belki benim hoşuma gidecek" diye alır ki.Son dönemin şarkıcıları eskinin kalemdarlarından Ayşe Özyılmazer'in de dediği gibi "Kızlar sevgililileriyle olan anılarını başka arkadaşlarını anlatıp fikir almazlarsa o ilişkinin hiç bir tadı kalmaz" İyi de anlamıyorum neden biz bu kadar başkalarının düşüncelerine bağımlı hale geldik,neden onların ne düşündüğü bizim için kendi düşüncelerimizden de önemli.

Basit..

Küçüklükten beri emir altındayız,hata yapmaktan korkarcasına yaşıyoruz hayatı."Dur yapma o cıss","şuna dokunma o kötü","İşini doğru yapsana be adam bana sorsaydın ya kendi başına niye yapıyorsun".İş,toplum,okul,sosyal hayat artık o kadar iç içe geçmiş ki şu dönem de..Açıkçası kendi vicdanımızın sesini,kendi düşüncelerimizi önemsemez olmuşuz.Yazık...

Dostluklar


Tam anlamıyla suya yazı yazmak gibi...

Hangimiz ilkokul,ortaokul,lise arkadaşlarıyla görüşüyor ki ?? Bazılarımız yolda gördüklerin de bile başka şeyle ilgileniyorlar,saatlerine bakarlar,telefonlarıyla uğraşırlar,kulaklıklarını takarlar(hiç birşey çalmasa bile)basit hileler olmakla birlikte yapmadığım tek şeydir genel de bana yapılmıştır.Çok sevilen biriyim gerek her zaman gülüşümle,arkadaş-dost canlısı oluşumla,ancak malesef eski anılarımız çabuk unutulur sabun köpüğü gibi...

Ben böyle olsun istemezdim asla ancak onlar öyle uygun görüyor masefaler aşmak bana göre değil bir adım gelsin bana ben on adım giderim ama duvarları aşmak işim değildir ne derler onlar kaybeder...

Babam hep söylerdi...

Aslında gençken(şuan da çok yaşlıyım sanki de) birşeyleri anlamıyorsun yalan vazgeçiriş geliyor sana,babam söylerdi :

-"Kızım bak bu arkadaşlıklar da bitecek ortaokuldakiler kalmadı bunlar da kalmıyacak derslerine çalış bırak arkadaşı her zaman edinirsin"

Ama yok inatçı Merve Hanım dinlemiycek onun çok arkadaşı yok,benim arkadaşlık ilişkilerimi kıskanıyor onlar asla,asla eskileri gibi olmayacak hı hııı olmayacak liseyi bitireli 3 ay oluyor.Şuan da liseden görüştüğüm ben arayıp sormasam beni arayan bir tek Aslı kaldı...Ayşe Bulut'un kitabın da bir öykü okumuştum Fare ile kurbağa (meslevinin 6. cildinden ).Kısaca özetliyim size ama fırsat bulursanız o kitabı mutlaka okuyun...
"Fare ile kurbağa dost olmuşlar fare yüzeyde kurbağa gölde birbirlerini göremez olmuşlar farenin aklına bir fikir gelmiş ayaklarına ip bağlamışlar ne zaman birisi o ipi çekerse görüşeceklermiş.Bir gün alaca karga fareyi yüzeyden kapar ayağında ip onunla birlikte kurbağa da kargaya yem olur" böyle zaralı arkadaşlar edinmeyin ana fikrimizde.

Doğru Kimindi ?


Bugün biraz hayatı,yaşamı sorguluyucu günümdeyim sanırım.Hepimizin kendine göre bir takım doğruları var.Buraya kadar bir sorun yok.Zaten bir sürü doğru olabilir gerçek bir tane olduğu sürece.Ancak yanlış olan insanları kendi doğrularına göre yargılamak.Örneğin herhangi bir kıyafeti memlekette giyinmeye kalksam anne-babamdan önce baaannem "kızım çıkar onu ayıptır"der.Ona göre o kapri çok kısa giyilmesi gereken şey uzun pantolon yada etektir.Keza kısa kolluda giyilmez uzun kollu giyilecek ve Ağustos'us o sıcağında üste mutlaka yelek giyilecek.İyide sana göre doğru belki ama bana göre yanlış.Hem Nazım Hikmet demiş :

"Sen elmayı seviyosun diye elmanın da seni sevmesi şart mı".

 

Yapılan hataların başında bu geliyor.Benim doğrum hayatın eksenine teğet geçiyor.Senin ki merkezinden,başka birinin ki kirişe dik açı oluşturuyor.Aslında bu "doğru" da göreceli bir kavram kişiden kişiye değişen bir şey.Annesi kırmızı seviyor diye kızı da kırmızı sevemez.Neyse son olarak başlıkla aynı olan bir şarkı olan Candan Erçetin'in mısralarıyla bitirelim :

 

"Farkında değil hiç kimse bu yaşayanın hayatı,

Aslında yok kimsenin kimseye söyleyecek lafı.

Kendi yanlışlığından ve zalimliğinden,

Herkes yargılıyor başkasının hayatını."

 

Ama Doğru değil mi ??

Şimdi söyleyin...

Doğru kimin doğrusu ve yol dedikleri hangisi...?

Wikipedia


Wikipedia'nın ne olduğunu hepimiz biliriz.Klasik ve sıradan bir tanımla; Ünlülerin,önemli kişilerin hayatlarını yazan bir site.Şimdinin moda anlaşıyı herşeyin başına e - koyma geleneğiyle söylersek eğer e-ansiklopedi.Ünlülerin hayatlarını oynadıkları dizi,filmlerini yazar onunda içinden başka pencereler açılır.Aslını söylemek gerekirse çok faydalı bir site birçok şeye bir tıkla ulaşılabilinmesi mümkün.Araştırmlarda da çok işi yaradığı bir gerçek.

Benim söylemek istediklerimse ne sitenin faydaları ne de nasıl kullanıldığı.Beni söylemek istediklerim ; keşke bu faydalı sitenin herkes için açık olması CV kaydı gibi.T.C kimlik no'dan sabıka kaydı çıkarmak gibi.Misal girsek Wikipedia.org adresine arama çubuğuna yazsak Merve YÜKSEL arasak neler yapmış nerede okumuş nerede okuyor vukaatları var mı gibi çok iyi olmaz mıydı ?

Düşünün ki kızınızı bir çocuk istedi sizin gözünüzden sakındığınız kızınız ne idüğü belirsiz bir çocukla eş dost onun bulunduğu yerlerde aramak yerine girerdiniz wikipedia.org yazardınız ahmet,ömer,mehmet,kerem,selim adı herneyse soyadıyla çıkardı karşınıza.Nerelerde okumuş neler yapmış altına da afilli bir YORUMLAR köşesi onu tanıyanlar yorum yazacak. Alın işte müstakbel gelin -damıdınızı tanıma yolu.Kız babaları erkek anneleri (nam-ı diğer kaynanalar) bundan güzel yol mu var girin e- hizmetlerinden e-ansiklopediden faydalanın.

He söylemek istediğim wikipedia'yı Facebook Twitter gibi sosyal medya araçlarına çevirmek değil resmi bir site olup herkese fayda sağlaması.