Günlerden cumaydı. Geceden içimde
bir şey olamadan yatmıştım. Sabah kalktığımda bir tekâmül vardı içimde bir
sıkıntı bir bunaltı normal değildi bu. Neşeli ben yoktu. Sabahın erken olmasına
bağladım sonra zorla sıcak yatağımı terk ettim. Okula attım kendimi hem de
yürümeden –Ki bu da normal bir şey değil- bindim arabaya geldim okula. Ersin
ağabey vardı yine oturduk konuştuk. Birkaç asistanla selamlaştık biliyorum deli
olduğumu düşünüyorlardı. Sabahın o saatinde onlar işe gelmeye zorlanırken ben
gelmiş birde keyifli keyifli sohbet ediyordum onlarca. Ersin ağabey gitti
Abdullah ağabey geldi o çok konuşmuyor, çiçekleri suluyordu. Ben hâlâ ben değildim.
Mustafa ağabeyle karşılaştım bir ara selam verdim ona da fakülte bomboş in cin
çift kale maçta. Sonra o gitti ve bir bardak çayla geldi. Hastanın ayağına
gelen doktor misali. Sigara olacaktı şimdi diye geçirdim içimden sonra lanet
bir illet olduğu geldi aklıma vazgeçtim. Çayı şekerli içtim hem de iki şekerli.
Anlamıştım bugün ben bende değildim. Sonra bekledim, bekledim ve yine bekledim. Sonunda hoca
gözüktü. Önce bekledim usulca gülümseyerek selam verdim sonra biraz müsaade
ettim ve gittim odasına biraz gülümseme saygıda kusur etmeme derken okuldan
çıktım. Dersim yoktu boş gezenin boş kalfası normalde olsa fazla derse şikâyet
ederdim. Çalışkan gözüken tembellerdenim hem de en profesyonelinden. Bana
araştırma yapmak daha eğlenceli. Koşuşturmaca da bir numarayım bile diyebilir.
Buna rağmen polislikten istifa etmemde ironik. Bu arada ben hâlâ ben değilim.
Yürüdüm… Bu sefer kafamda çay içme fikriyle. Yurda geldim. Geçti gitti zaman. Ama
sabah ki uykusuzluğum olmamasına rağmen neşem yoktu. Gülüşlerim sahteydi
yapmacık nefret ederdim. Uzak kalamasam da aceleci tavırlarla kendime mükemmel
bir maske yaptım makyajdan süslü bir barbie dışı şıkır şıkır, içi gayya kuyusu.
Neyim vardı bulamıyor hatırlayamıyordum bir türlü. Candan dinledim yürüdüm mü
hatırlamıyorum. Belki de yine arabaya bindim. Soğuğu hissetmeden. Kolaydı bu
sefer beklemeden derse girdik. Girmeden asistandan kâğıt istedim yoklama için
lazım olacaktı. Başka bir hocanın dersine girmek için izin istedim olmadı. Derse
gittik. 1.çokluk şahıs kullanmam tek benim olmamamdan ötürü neyse o önemli
değildi. Artık ne önemli ne önemsiz o bile anlamsız. Hiçbir arkadaşımı görmek
istemiyorum. Hiç sohbet etmeden sadece müzik dinlemek istiyordum.20 dakikalık
konuşma Sos.Bil.Araş.Yön. bitmedi yelkovan akrebe canın cehenneme gelmiyorum
kovalamıyorum seni dedi. Ben koştukça sen kaçıyorsun naraları attı. Hava
soğuktu ayazdı hatta yağmur yağdı yağacak gri bir Edirne havası işte standart.
Alışılmış, sıradan yapacak bir şey kalmamış kendimi yangın merdiveninden dışarı
atmıştım. Neden öğrenci olduğumu hatırlatmak için kendime öğrenci belgesi
yazmıştım. Fizik bölümünün önündeki banka atmıştım kendimi.Farkında bile
değildim neden oraya geldiğimi kaç dakika kaldım orada bilmiyorum.Yerde
izmaritler vardı bir sürü dertle söndürülmüş.Keyif kahkahaları duydum izmaritlerden,küfürler
duydum hayata sövülen gören deli diye bakıyordu. Kafamı kaldırdığımda
hocalarımın pencerelerinin bana baktığını gördüm.Ben kalabalıklar içinde
yalnızlık istiyordum. Kimse görüp bakmamalı ne yapıyorsun dememeliydi.Elimdeki
kuru yaprak parçalarını havaya fırlattım bir hışım gidiyordum bir uçuruma
–Mübağala ediyorum Edirne de en uçsuz uçurum bile bir bacak boyu- gittim
oturdum bir taşa karşımda bir göl yine de görebiliyorum hocalarımın penceresini
ama onlar beni camdan sarkmadan göremiyor gizli yerim yapmaya karar verdim
orayı. Kalabalıkta yalnız kalmak isteyince gideceğim oraya. Ben hâlâ eski ben
değilim. Karşımda okyanus varmışçasına taşladım araziyi göle bakarak. Belki
gölde yoktu ben öyle gördüm. Düşündüm sonra kulağımda müzik düşündüm mü onu da
bilmiyorum. Ama sonuna doğru sıyırıp kendimi düşündüm. Ne yapıyorsun sen ? Karga ötüyor diye bülbül ötmekten vazgeçer mi
? sözünü çıkar aklından bülbülün çektiği dili belası sözünü ekle bülbülü çok
seviyorsan.Klavuzu karga olanın de kargayı da kullanacaksan cümlede. Dostlarını
iyi seç senin dostun yok yüzüne gülen arkandan atanlar var. Seni basamak olarak
görüp yükselmek isteyen asalaklarla dolu etrafında dedim. Evet bunları bir
kabul ettim. Sonra elim kesilir gibi oldu. Bir sıcaklık hissettim. Taşta kanı
görünce aklım başıma geldi elimi kestiği taşın.Ben hâlâ ben değildim. Artık
başka biriydim.Bir yol vardı önümde uygulamanın zor olacağını bildiğim ama bu
inatla direneceğim.Elimi sarıp cafe campüse gittim.Abla bak dışarısı ne kadar
soğuk deyip elini tuttum. Acımı paylaşmak için, o ise elimi görüp elime kolonya
döktü. Acıyı iliklerime kadar hissettim. Daha da güçlü kıldı bu beni. Bir
fincan çay istedim verdi. İçince kendime geldim. Isınınca burnum akmaya başladı
sanırım hasta olmaya daha fazla direnemeyip bir faranjit atlatacağım. Ama
gözlerimi açtı bu soğuk Edirne ve bu Cuma günü. Ben çabuk unutur eskiye dönerim
diye geldim yurda son ses Haluk Levent eşliğinde bunları yazdım. Asla eskisi
gibi olamaması için. Denemek için yemin ediyorum. Konuşmamaya ,az insana , aşk
aslaya , gereksizlikleri yapmamaya kadeh kaldırıyorum. Eski benin cenazesi var
bugün gözyaşlarınız serbest ben bile ağlıyorum. Bir daha asla o çocuk olmayacak
diye evlat acısını yaşarken çekiyorum.Kendi büyüttüğüm kızı gömüyorum bugün. O
ki sekiz yaşında koca bir cesaret örneği olarak evde yalnız başına kaldı tüm
hayatında yalnızlık isteyişi bundandı anlamadınız. On üç yaşında küçük anne
oldu kardeşine çocuk gibi davranması bu yüzdendi ilgi çekmek değildi niyeti
çabuk büyümeye zorlanıp tadını alamadı o yaşın ve sonrasının anlayamadınız. Yirmi
bir yaşında ise ölü. Küllerimden doğacaktır anka kuşu misali kaç yüzyıl sürer
masal yılıyla bilmiyorum.Ama Bahar tazelenmedir zaten mart da az kaldı…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder