15 Şubat 2013 Cuma

Ben hâlâ ben değilim


Günlerden cumaydı. Geceden içimde bir şey olamadan yatmıştım. Sabah kalktığımda bir tekâmül vardı içimde bir sıkıntı bir bunaltı normal değildi bu. Neşeli ben yoktu. Sabahın erken olmasına bağladım sonra zorla sıcak yatağımı terk ettim. Okula attım kendimi hem de yürümeden –Ki bu da normal bir şey değil- bindim arabaya geldim okula. Ersin ağabey vardı yine oturduk konuştuk. Birkaç asistanla selamlaştık biliyorum deli olduğumu düşünüyorlardı. Sabahın o saatinde onlar işe gelmeye zorlanırken ben gelmiş birde keyifli keyifli sohbet ediyordum onlarca. Ersin ağabey gitti Abdullah ağabey geldi o çok konuşmuyor, çiçekleri suluyordu. Ben hâlâ ben değildim. Mustafa ağabeyle karşılaştım bir ara selam verdim ona da fakülte bomboş in cin çift kale maçta. Sonra o gitti ve bir bardak çayla geldi. Hastanın ayağına gelen doktor misali. Sigara olacaktı şimdi diye geçirdim içimden sonra lanet bir illet olduğu geldi aklıma vazgeçtim. Çayı şekerli içtim hem de iki şekerli. Anlamıştım bugün ben bende değildim. Sonra bekledim,  bekledim ve yine bekledim. Sonunda hoca gözüktü. Önce bekledim usulca gülümseyerek selam verdim sonra biraz müsaade ettim ve gittim odasına biraz gülümseme saygıda kusur etmeme derken okuldan çıktım. Dersim yoktu boş gezenin boş kalfası normalde olsa fazla derse şikâyet ederdim. Çalışkan gözüken tembellerdenim hem de en profesyonelinden. Bana araştırma yapmak daha eğlenceli. Koşuşturmaca da bir numarayım bile diyebilir. Buna rağmen polislikten istifa etmemde ironik. Bu arada ben hâlâ ben değilim. Yürüdüm… Bu sefer kafamda çay içme fikriyle. Yurda geldim. Geçti gitti zaman. Ama sabah ki uykusuzluğum olmamasına rağmen neşem yoktu. Gülüşlerim sahteydi yapmacık nefret ederdim. Uzak kalamasam da aceleci tavırlarla kendime mükemmel bir maske yaptım makyajdan süslü bir barbie dışı şıkır şıkır, içi gayya kuyusu. Neyim vardı bulamıyor hatırlayamıyordum bir türlü. Candan dinledim yürüdüm mü hatırlamıyorum. Belki de yine arabaya bindim. Soğuğu hissetmeden. Kolaydı bu sefer beklemeden derse girdik. Girmeden asistandan kâğıt istedim yoklama için lazım olacaktı. Başka bir hocanın dersine girmek için izin istedim olmadı. Derse gittik. 1.çokluk şahıs kullanmam tek benim olmamamdan ötürü neyse o önemli değildi. Artık ne önemli ne önemsiz o bile anlamsız. Hiçbir arkadaşımı görmek istemiyorum. Hiç sohbet etmeden sadece müzik dinlemek istiyordum.20 dakikalık konuşma Sos.Bil.Araş.Yön. bitmedi yelkovan akrebe canın cehenneme gelmiyorum kovalamıyorum seni dedi. Ben koştukça sen kaçıyorsun naraları attı. Hava soğuktu ayazdı hatta yağmur yağdı yağacak gri bir Edirne havası işte standart. Alışılmış, sıradan yapacak bir şey kalmamış kendimi yangın merdiveninden dışarı atmıştım. Neden öğrenci olduğumu hatırlatmak için kendime öğrenci belgesi yazmıştım. Fizik bölümünün önündeki banka atmıştım kendimi.Farkında bile değildim neden oraya geldiğimi kaç dakika kaldım orada bilmiyorum.Yerde izmaritler vardı bir sürü dertle söndürülmüş.Keyif kahkahaları duydum izmaritlerden,küfürler duydum hayata sövülen gören deli diye bakıyordu. Kafamı kaldırdığımda hocalarımın pencerelerinin bana baktığını gördüm.Ben kalabalıklar içinde yalnızlık istiyordum. Kimse görüp bakmamalı ne yapıyorsun dememeliydi.Elimdeki kuru yaprak parçalarını havaya fırlattım bir hışım gidiyordum bir uçuruma –Mübağala ediyorum Edirne de en uçsuz uçurum bile bir bacak boyu- gittim oturdum bir taşa karşımda bir göl yine de görebiliyorum hocalarımın penceresini ama onlar beni camdan sarkmadan göremiyor gizli yerim yapmaya karar verdim orayı. Kalabalıkta yalnız kalmak isteyince gideceğim oraya. Ben hâlâ eski ben değilim. Karşımda okyanus varmışçasına taşladım araziyi göle bakarak. Belki gölde yoktu ben öyle gördüm. Düşündüm sonra kulağımda müzik düşündüm mü onu da bilmiyorum. Ama sonuna doğru sıyırıp kendimi düşündüm. Ne yapıyorsun sen ?  Karga ötüyor diye bülbül ötmekten vazgeçer mi ? sözünü çıkar aklından bülbülün çektiği dili belası sözünü ekle bülbülü çok seviyorsan.Klavuzu karga olanın de kargayı da kullanacaksan cümlede. Dostlarını iyi seç senin dostun yok yüzüne gülen arkandan atanlar var. Seni basamak olarak görüp yükselmek isteyen asalaklarla dolu etrafında dedim. Evet bunları bir kabul ettim. Sonra elim kesilir gibi oldu. Bir sıcaklık hissettim. Taşta kanı görünce aklım başıma geldi elimi kestiği taşın.Ben hâlâ ben değildim. Artık başka biriydim.Bir yol vardı önümde uygulamanın zor olacağını bildiğim ama bu inatla direneceğim.Elimi sarıp cafe campüse gittim.Abla bak dışarısı ne kadar soğuk deyip elini tuttum. Acımı paylaşmak için, o ise elimi görüp elime kolonya döktü. Acıyı iliklerime kadar hissettim. Daha da güçlü kıldı bu beni. Bir fincan çay istedim verdi. İçince kendime geldim. Isınınca burnum akmaya başladı sanırım hasta olmaya daha fazla direnemeyip bir faranjit atlatacağım. Ama gözlerimi açtı bu soğuk Edirne ve bu Cuma günü. Ben çabuk unutur eskiye dönerim diye geldim yurda son ses Haluk Levent eşliğinde bunları yazdım. Asla eskisi gibi olamaması için. Denemek için yemin ediyorum. Konuşmamaya ,az insana , aşk aslaya , gereksizlikleri yapmamaya kadeh kaldırıyorum. Eski benin cenazesi var bugün gözyaşlarınız serbest ben bile ağlıyorum. Bir daha asla o çocuk olmayacak diye evlat acısını yaşarken çekiyorum.Kendi büyüttüğüm kızı gömüyorum bugün. O ki sekiz yaşında koca bir cesaret örneği olarak evde yalnız başına kaldı tüm hayatında yalnızlık isteyişi bundandı anlamadınız. On üç yaşında küçük anne oldu kardeşine çocuk gibi davranması bu yüzdendi ilgi çekmek değildi niyeti çabuk büyümeye zorlanıp tadını alamadı o yaşın ve sonrasının anlayamadınız. Yirmi bir yaşında ise ölü. Küllerimden doğacaktır anka kuşu misali kaç yüzyıl sürer masal yılıyla bilmiyorum.Ama Bahar tazelenmedir zaten mart da az kaldı…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder